Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu

ENKAZ TOPLAMAK DEĞİL, DAĞ OLMAK

Üç haftadır kapımızı sessizce çalan demografik kışı, aile kurumunu kuşatan

Üç haftadır kapımızı sessizce çalan demografik kışı, aile kurumunu kuşatan ekonomik baskıları, modernitenin yalnızlığı yücelten söylemlerini ve dijital dünyanın evlerimizin içine kadar uzanan görünmez etkilerini konuştuk.

Teşhisi koyduk.

Surlarımızda açılan gedikleri gördük.

Şimdi ise asıl soruyu sormanın zamanı:

Bütün bu toplumsal risklere, küresel dönüşümlere ve değişen yaşam biçimlerine karşı aileyi nasıl koruyacağız?

Dalgalar kıyıya vururken arkamıza alacağımız o sarsılmaz dağ ne olacak?

Bu sorunun cevabı, son yıllarda sosyal politika alanında yaşanan önemli bir paradigma değişiminde saklıdır.

2025 Aile Yılı Vizyonu ve devamında ortaya konulan Aile ve Nüfus 10 Yılı hedefleri, yalnızca doğurganlık oranlarını artırmaya ya da nüfus politikalarına yön vermeye çalışan teknik bir yol haritası değildir. Aynı zamanda sosyal hizmet anlayışında gerçekleşen köklü bir dönüşümün de ifadesidir.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye de önemli sosyal risklerle karşı karşıyadır. Nüfusun yaşlanması, doğurganlık oranlarının azalması, yalnızlaşma, bağımlılık türlerinin çeşitlenmesi, dijital risklerin yaygınlaşması ve etki alanının genişlemesi, ekonomik kırılganlıklar ve aile yapısında meydana gelen değişimler; sosyal politikaların yeniden düşünülmesini zorunlu hale getirmiştir.

Çünkü artık biliyoruz ki toplumları ayakta tutan şey yalnızca kriz anlarında yapılan müdahaleler değildir.

Asıl mesele, riskleri ortaya çıkmadan fark edebilmek; bireyi, aileyi ve toplumu sorun oluşmadan önce güçlendirebilmektir.

Uzun yıllar boyunca sosyal hizmet anlayışı büyük ölçüde müdahale odaklı bir perspektifle şekillendi. Aile parçalandıktan sonra devreye girmek, çocuk risk altına girdikten sonra koruma mekanizmalarını işletmek, yaşlı yalnızlığın derinleşmesinin ardından bakım hizmeti sunmak elbette sosyal devletin temel sorumlulukları arasındadır.

Ancak sosyolojik gerçeklik bize daha farklı bir hakikati göstermektedir.

Fırtına koptuktan sonra enkaz toplamak önemlidir; fakat asıl başarı, fırtına gelmeden önce aileyi güçlendirebilmek ve bireyi risklere karşı dayanıklı hale getirebilmektir.

İşte bu nedenle yeni sosyal hizmet vizyonu; kurum merkezli ve müdahale odaklı bir anlayıştan, koruyucu, önleyici, güçlendirici ve aile temelli bir modele doğru dönüşmektedir.

2025 Aile Yılı ve Aile ve Nüfus 10 Yılı hedeflerinin temelinde de bu yaklaşım yer almaktadır.

Bu yeni anlayış; koruyucu ve önleyici hizmetlerin çeşitliliğini artırmayı, sosyal riskleri erken dönemde tespit etmeyi, bireyi ailesinden ve sosyal çevresinden koparmadan desteklemeyi ve bakım odaklı hizmetleri aile merkezli bir perspektifle güçlendirmeyi esas almaktadır.

Çünkü çözüm; insanı sürekli destek alan pasif bir konumda tutan geçici uygulamalarda değil, aileyi kendi ayakları üzerinde durabilecek kadar güçlendiren sürdürülebilir sosyal politikalardadır.

Bir çocuğun kurumsal bakım yerine sevgi dolu bir aile ortamında büyümesini desteklemek, bir yaşlının mahallesinden ve anılarından kopmadan kendi evinde yaşamını sürdürebilmesini sağlamak, engelli bireyin yalnızca bakımını değil ailesinin de dayanıklılığını artırmak, bu yaklaşımın somut yansımalarından yalnızca birkaçıdır.

Çünkü aile sadece aynı çatı altında yaşayan bireylerin toplamı değildir.

Aile; toplumsal hafızanın taşıyıcısıdır.

Kültürün aktarıcısıdır.

Dayanışmanın ilk halkasıdır.

İnsanın hayata tutunduğu en güçlü limandır.

Depremde, afette, ekonomik daralmada ya da hayatın herhangi bir kırılma anında ilk refleksi çoğu zaman aile gösterir. Devletin kurumsal kapasitesi ne kadar güçlü olursa olsun, aile kurumunun sunduğu aidiyet, sevgi, güven ve dayanışmanın yerini doldurabilecek başka bir mekanizma henüz geliştirilememiştir.

Bu nedenle 2025 Aile Yılı ve Aile ve Nüfus 10 Yılı hedefleri, yalnızca bugünün sorunlarına verilen bir cevap değil; geleceği koruma ve toplumsal dayanıklılığı artırma iradesinin de güçlü bir beyanıdır.

Ancak bu hedeflere ulaşmak yalnızca mevzuatla, strateji belgeleriyle ya da kurumsal planlarla mümkün değildir.

Bu mücadele; sokakta, mahallede, okulda, iş yerinde ve her şeyden önce evlerimizin içinde verilecektir.

Yerel yönetimlerden üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarından medyaya kadar herkesin bu büyük toplumsal sorumluluğun bir parçası olması gerekmektedir.

Çünkü mesele yalnızca nüfus değildir.

Mesele; insanı, aileyi ve toplumu birlikte koruyabilmektir.

Mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını da inşa edebilmektir.

Belki de bütün bu tartışmaların özeti şudur:

Fırtınalar her zaman olacak.

Dalgalar her zaman kıyıya vuracak.

Ancak arkamızda sarsılmaz bir dağ gibi duran aileyi koruyabildiğimiz sürece, geleceğe yürümeye devam edebiliriz.

Çünkü yol da yön de o derin kökü korumaktan geçer.

Köklerimize sahip çıktığımız, birbirimizin yüzüne bakabildiğimiz sahici yarınlarda buluşmak dileğiyle…



2024 Hatay Haber Gündem - Her hakkı saklıdır.

BC Ajans